Ara

24 Mart 2020 Salı

Fahrenheit 451

 

    Sınırsız, kesintisiz, stabil bir mutluluk... İnsanlık güvende olma hissi ve bu mutluluk karşılığında duygularından vazgeçmiş, toplumdaki tartışmalar sona ermiş ama ne yazık ki tartışmayı bırakınca kültürel ilerlemesi de yok olmuş. Sevgi, öfke, aşk, kin, hüzün... İnsanı makineden ayıran oluşumlar diyemem bunlara ama insanı kendi yapımı olanlar gibi varsayıp bu duyguların, işleyişinde önemli etkisi olmadığını savunmak insana eksik bakmaktır. Çünkü aklı insanı çok ileri taşımış ve pek tabi ki hayatta tutmuş olabilir ama insanı yalnız aklıyla görmek ve duyguların bu denklemde önemli bir yeri olmadığını düşünmek insanı asıl hayatta tutan sistemi görmezden gelmektir. Baskılanan tüm sistemlerde olduğu gibi  görmezden gelinen duygular bir noktada patlayacak ve bir süre daha müdahale edilmezse  görevlerini yerine getiremedikleri için bozulan sistem kendini kapatacaktır. Bu intihar oluyor.

   Fahrenheit 451; kitapların artık toplum düzenini bozmaktan başka bir işe yaramadığı ve sürekli toplumdaki azınlıkları gücendirdiği için yasaklandığı bir gelecekte geçiyor. Ama bu yasak okuma aşkıyla yanan bir insanlığa gelmiyor. İnsanlar cilt cilt kitapları sadeleştirmekle ve tek kitaba sığdırmakla başlıyor önce. Daha sonra bu kitaplar özetleniyor ve bir sayfada okunup bitecek hale geliyor. Gazete haberleri, dergiler... Her bilgi özetleniyor, sonra tekrar özetleniyor. İnsanlar okumayı kendileri bırakıyor. Yalnızca okumayı değil, teknik önemi olmayan her şeyi, hızlı eğlence olmayan her şeyi bırakıyorlar. Sanatı, felsefeyi, düşünmeyi...

   Belli bir noktadan sonra onları yönetenler de bu akışın bir parçası oluyor ve toplumda farklı olan her şeyden kurtulmak için çalışıyor.  Onları sınırsız, kesinitisiz ve stabil mutluluklarından ayıracak hiçbir şeyi istemiyorlar, savaş haberleri duymazdan geliniyor, cinayetlere karşı hissizleşiliyor, bu tür şeyler hep başkalarına olur düşüncesi beyinlerine işleniyor. İnanlar günlerini onlara kaybettikleri duygulardan birkaç doz vereceği için aile yerine koydukları duvarlarda boydan boya televizyonlara bakarak geçiriyor. Direnen insanlar için DNA örneği girilerek örnek sahibini yakalayan infazcı Tazılar üretilmiş. Her şey düzeninde işliyor.

   Kitapları yakmak itfaiyecilere kalıyor. İşte bu kitap, bir itfaiyeci olan Guy Montag'ın zevkle kitap yaktığı bir akşam iş dönüşü karşılaştığı bir ilginç kızla konuşmasıyla başlıyor.

   Bu kitap bende uzun zamandır kafamı karıştıran pek çok sorunun biraz daha netleşmesini sağladı. Cevaplarını bulamadım belki henüz ama sorunun ne olduğunu bilmek cevabını bulmaktan çok daha zor oluyor çoğu zaman. Kolay geldiği için, sonuçları hoşuma gitmeyeceği için düşünmekten kaçmak; yaptıklarını beğenmediğim için toplumdan kaçmak; yaptıklarımı beğenmediğim için kendimden kaçmak ve en sonunda dünya üzerinde kimseyle anlaşamayan, kendisiyle bile bir olamayan bir insan olmakla çok uzun süre savaştım. Ama kimse paramparça değildir ve doğru bulduğu parça olamaz. Hissetmekten kaçmak insanı hissizleştirmez, o duygular oradadır ve amaçlarını gerçekleştirmek için bir fırsat beklemektedir. Boğuştukça insan boşlukta daha çok kaybolur.

   Ama bunları bilmek çözümü bilmekle aynı şey olamıyor.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder